-
Şehirlere göre tatil yerleri
Son Yorumlar
- Antalya Kaş için GÖKHAN
- Siirt’teki Tarihi ve Turistik Yerler/Eserler için ilknur
- İzmir Buca için büşra
- Bursa Tatil Yerleri için Nevin Erdoğan
- Antalya Kaş için hakan
- Kuşadası için Semih Başar
Etiketler
çanakkalenin tarihi eserleri İç Anadolu bölgesi tarihi ve turistik yerleri İç Anadolu bölgesi tarihi yerleri İstanbul tarihi mekan İzmir Çeşme Tatil Köyleri İzmir Dikili Tatil Köyleri Adıyaman tarihi mekan afyon tatil yerleri akdeniz bölgesi doğa güzellikleri Akdeniz bölgesi tarihi yerler Akdeniz bölgesi tarihi yerleri akdeniz bölgesi tatil köyleri akdeniz bölgesi tatil yerleri alanya tatil bölgesi ankara ili tarihi mekan antalya tatil yerler antalya tatil yerleri aydın tatil yerleri balıkesir tatil yerleri Batı Karadeniz bölgesi doğa güzelliği doğu anadolu bölgesi tarihi yerleri Ege Bölgesi Tarihi Yerler ege bölgesi tarihi yerleri ege bölgesi tatil köyleri ege bölgesi tatil yerleri Erken Rezervasyon erzurum ili tarihi mekanı Güney Doğu Anadolu bölgesi tarihi yerler girnede tatil iç anadolu bölgesi kaplıcalar yeri istanbulda gezilecek yerler izmir tatil yerleri kıbrıs tarihi yerleri karadeniz bölgesi tarihi yerleri Karadeniz tatil bölgeleri karadeniz tatil yerleri konya ili tarihi mekanı Marmara bölgesi tarihi yerleri marmara bölgesi tatil yerleri mersin tatil bölgeleri mersin tatil bölgesi muğla tatil köyleri Rize Tatil tatil yerleri Yaz tatil yerleri
Kategori arşivi: İstanbul
Ayasofya Müzesi
Ayasofya müzesi adında anlaşıldığı gibi İstanbul’un tarihi eşyalarının saklandığı yerdir.Geçmişiçok eski çağlara dayanmaktadır.Daha sonra camiye çevrilmiştir.

İstanbul’da Bizans devrinden kalan en ünlü kilisedir. 1453′te Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’u almasıyla camiye çevrilmiş, 1935′te müze oluncaya kadar bu amaçla kullanılmıştır. Büyük Kostantinos’un İstanbul’u imparatorluk merkezi haline getrip kenti yeni baştan ele alması sırasında bugünkü Ayasofya’nın yerinde bir kilise yaptırılmış, M.S.326 yıllarına rastlayan bu ilk yapıdan sonra M.S. 360′ta imparatorun oğlu Konstantinos küçük geldiği veya bir depremde yıkıldığı için yapıyı yeni baştan daha büyük olarak ele aldırmıştır. Büyük kilise (Megale Ekklesia) adıyle anılan ve bazilikal bir plan gösterdiği sanılan yapı V. yüzyıldan sonra daha çok Hagia Sophia adıyla tanınmış ve bu ad sonuna kadar yaşamıştır.
İstanbul kategorisine gönderildi
İstanbul tarihi mekan, Marmara bölgesi tarihi yerleri ile etiketlendi
Yorum bırakın
Süleymaniye Camii
Şehrimizi tarihi yapısıyla süsleyen camilerimizden biridir.Geçmişi çok eski çağlara dayanan camii,her açıdan tarihini korumaktadır.
İstanbul kategorisine gönderildi
İstanbul tarihi mekan, Marmara bölgesi tarihi yerleri ile etiketlendi
Yorum bırakın
Istanbul Rumeli Hisarı
Herşeyi ile harikalar yaratan Rumeli Hisarı İstanbul’un Sarıyer ilçesinde Boğaziçi’nde bulunduğu semte adını veren hisar. Fatih Sultan Mehmet tarafından İstanbul’un fethinden önce boğazın kuzeyinden gelebilecek saldırıları engellemek için Anadolu yakasındaki Anadolu Hisarı’nın tam karşısına inşa ettirilmiştir. Burası boğazın en dar noktasıdır.Mekanda uzun yıllardır Rumeli Hisarı Konserleri düzenlenmektedir.
İstanbul kategorisine gönderildi
İstanbul tarihi mekan, Marmara bölgesi tarihi yerleri ile etiketlendi
Yorum bırakın
İstanbul, Yerebatan Sarnıcı
Osmanlılar döneminden bu güne eski güzelliğini koruyan 532 yılında İmparator Justinianus tarafından inşa ettirilen Yerebatan Sarnıcı Stoa Bazilikası’nın altında yer aldığı için Bazilika Sarnıcı olarak da bilinir. Sarnıç, uzunluğu 140 m. genişliği 70 m. dikdörtgen biçimde bir alanı kapsayan dev bir yapıdır. 52 basamaklı taş bir merdivenle inilen bu sarnıcın içerisinde her biri 9 m. yüksekliğinde 336 sütun bulunmaktadır. Birbirine 4.80 metre aralıklarla dikilen bu sütunlar, her sırada 28 tane 12 sıra meydana getirirler. Suyun içerisinde yükselen bu sütunlar uçsuz bucaksız bir ormanı hatırlatmakta ve ziyaretçiyi sarnıca girer girmez etkilemektedir. Sarnıcın tavan ağırlığı haç biçiminde tonozlar yuvarlak, kemerler vasıtasıyla sütunlara aktarılmıştır, çoğunluğu daha eski yapılardan toplandığı anlaşılan ve çeşitli mermer cinslerinden granitten yontulmuş sütunların büyük bir kısmı tek parçadan, bir kısmı da üst üste iki parçadan oluşmaktadır. Bu sütunların başlıkları yer yer farklı özellikler taşır. Bunlardan 98 adedi Corinth üslubu yansıtırken bir bölümünde Dor üslübunu yansıtmaktadır. Sarnıcın tuğladan örülmüş, 4.80 m. kalınlığındaki duvarları ve tuğla döşeli zemini Horasan harcından kalın bir tabakayla sıvanarak su geçmez hale getirilmiştir. Toplam 9.800 m2 bir alanı bulunan bu sarnıç yaklaşık 100.000 ton su depolama kapasitesine sahiptir.
İstanbul kategorisine gönderildi
İstanbul tarihi mekan, Marmara bölgesi tarihi yerleri ile etiketlendi
Yorum bırakın
İstanbul, Galata Kulesi Güzellikleri
Yolunuz eğer İstanbul taraflarına düşecek olursa Galata kulesini görmenizi tavsiye ederim.
2010 yılına gireceğimiz bu günlerde: televizyonlarda son günlerde bir reklam öne çıktı. Hani: ” Galata Kulesi, farklı bir konumda, 600 yıldır, burda” Evet: düşünebiliyormusunuz; insanlar doğuyor, ölüyor, medeniyetler değişiyor, imparatorluklar yok oluyor, yeni devletler kuruluyor ve bu abidelerimiz; tüm bu olayların en canlı tanıkları, çünkü, yıllardır aynı yerde, uzaktan tüm olanlara şahitlik yapıyorlar. İstanbul gibi, abide bir kentin başlıca anıtlarından biri de, Galata Kulesi. 2010 yılı Avrupa Kültür Başkenti İstanbul’da: gerek görünümü, İstanbul silüetine katkısı ve gerekse üstünden kanat takarak uçan insan, Hazerfen Çelebi ile öne çıkıyor.
Daracık sokaklardan, yokuş yukarı çıkarken, sizi neyin beklediğine karşı bir fikriniz olsa da; yani ilk defa çıkıyorsanız Galata’ya; çevredeki tuhaf tiplere, ister istemez bakıyorsunuz. Çünkü; Galata esnafı ilginç. Yabancı turistlerden daha yabancı. Buraya ulaşmanın birçok yolu var. Ama, ben size, Beyoğlu yolundan, İstiklal Caddesinden inerek gitmenizi önereceğim. Kulenin altındaki meydanda: birkaç bakkal dükkanı ve banklar var. Kule girişinde ise: resepsiyona benzeyen biletçileri göreceksiniz. O kadar çok otel havasına bürünmüş ki; bilet aldıktan sonra, asansöre binerken, valizlerinizin eksikliğini hissedeceksiniz. Asansörden indikten sonra, ahşap bir merdivenle çıkışa devam edeceksiniz. İnanın; Galata Kulesi hakkında yazışmış güzel bir yazı okuyacaksınız ve oraya giderken, mutlaka bu yazının bir çıktısını yanınıza alın. Galata Kulesi nasıl gezilir, nerededir, özellikleri nelerdir, hepsi burada.
Evet, Galata Kulesi, ne zaman yapılmış? İstanbul’un en eski ve en güzel kulelerinden biridir. İlk kez yapıldığı devirde, kule; İsa kulesi olarak adlandırılmıştır. Çünkü: tepesinde, 8 m.lik bir haç varmış. Bizans imparatoru Justinianus zamanında, 528 yılında: ağaçtan yapılmış. Daha sonra yıkılır ve 13 ncü yüzyılda; Cenevizli’ler tarafından yeniden inşa edilir. Muhtemelen; 1348 yılında; Ceneviz’liler tarafından; kendisini çevreleyen surların baş kulesi olarak yeniden inşa edildiği düşünülmektedir. 1402 yılında: Latin İstilasında, haçlılar tarafından, geniş çapta tahrip edilir. 1445-1446 yılları arasında yükseltilir. Osmanlı hükümdarlarından, Sultan II.Murat ile yakın ilişkiler kuran Cenevizliler, padişahın da yardımı ile kulenin yanına, ikinci bir kule inşa ettirirler ve bu kuleye de, II.Murat kulesi adını verirler. (Bugün, elbette bu kule yok)
Galata kulesi: Osmanlılar döneminde: yeniçeriler tarafından; zindan ve gözlemevi olarak kullanıldı. Ancak: 1509 yılında, İstanbul’u sarsan ve “Küçük Kıyamet” adı verilen deprem de hasar görür. Sultan II.Beyazıd’ın buyruğu ile Mimar Murat bin Hayrettin tarafından onarılır.
16 ncı yüzyılda: Kasımpaşa’daki tersanelerde çalıştırılan hıristiyan harp esirlerinin barınağı olarak kullanılır. Ayrıca: Sultan III.Murat’ın izniyle, burada, ünlü Türk Astronomu ve müneccim Takiyıddın tarafından bir rasathane kurulur. Ancak, bu rasathane; 1579 yılında kapatılmıştır.
Kulenin tarihi geçmişinde, en önemli olay, yine aynı yüzyılda yaşanır. Yani; 16 ncı yüzyılda, Hezarfen Ahmet Çelebi; tasarımını kendisinin yaptığı kanatlarla; bu binanın çatısından havalanmak suretiyle, Üsküdar Doğancılar Meydanı’na inmeyi başarır. Her ne kadar, günümüzde, bu olayın yaşanmasının mümkün olamayacağı bir hikaye olduğu söylense de: gerek Evliya Çelebi’nin yazıları ve gerekse bir kısım o döneme ait İngiliz belgelerinde; olayı doğrulayıcı kanıtlar görülmektedir. Bu insanlık tarihinde ilk uçan insanla ilgili daha ayrıntılı bilgi vermek gerekirse, şöyle denebilir.
HAZERFEN AHMET ÇELEBİ KİMDİR;
Osmanlı döneminde, 17 nci yüzyılda, İstanbul’da yaşamış ve yaptığı kanatlarla uçmayı başarmış ilk havacıdır. Ünlü tasarımcı ve ressam İtalyan Leonardo Da Vinci’nin kuşların uçuşuyla ilgili yaptığı çalışmalardan etkilendiği sanılmaktadır. Galata Kulesinden uçarak boğazı geçmiştir. Hazerfan’ın arkadaşlarından Lagari Hasan Çelebi’de; ilk uçuşunu konik tepeli, içi barut dolu bir roket ile yapar. Ahmet Çelebi’ye çok bilgili olması nedeniyle “1000 bilim” anlamına gelen, Hazerfan ismi verilmiştir. Uçmayla ilgili ilk çalışmalarında, onuncu yüzyılda yaşamış, Türk bilim adamı İsmail Cevheri’den etkilenir. Çelebi, Cevheri’nin buluşlarını dikkatle inceleyip, birçok defa denedikten sonra, 1638 yılında; Galata Kulesi’ne tırmanıp, kartal kanatlarını iki tarafına takarak, kendini rüzgara bırakmış ve Boğaz’ı geçerek, Anadolu yakasına, Üsküdar sırtlarında Doğancılar’a inmiştir.
Bu olay büyük sansasyon yaratır. Avrupa’da ilgi ile karşılanır. İngiltere’de, bu uçuşu gösterir gravürler yapılır. Sarayburnun’daki Sinan Paşa Köşkünden uçuşu izleyen, Sultan IV.Murat; önceleri, bu işten çok memnun olur. Evliya Çelebi’ye göre; Ahmet Çelebiyi “ bir kese altınla “ sevindirir. Ancak; bu derece bilgili ve becerikli birisinin tehlikeli olacağını da düşünmeden edemez. Özellikle; Şeyhülislam tarafından aklı çelinir. Hazerfan; Cezayir’e sürgüne gönderilir ve orada 31 yaşında ölür. Bugün; İstanbul’da önemli havaalanlarından birine; Hazerfan ismi verilmiştir. Evet, bu büyük bilgin; sırf yaptıklarının karşılığında yaşadığı bu sürgün olayı nedeniyle, genç yaşta ölüyor. Destek olunca, düşünün lütfen, belki de ne büyük başarılara imza atabilecekti.
Evet; daha sonraki yüzyılda; Sultan II.Mustafa döneminde (1695-1703); Şeyhülislam Feyzullah Efendi; bir Cizvit papazı ile birlikte, burada, bir gözlemevi kurmaya çalışır. Ancak; bu çabaları; 1703 yılında öldürülünce, yarım kalır. Kule: 1717 yılından itibaren, yangın gözetleme kulesi olarak kullanılır. Yangın; ahalinin duyabilmesi için, büyük bir davul çalınarak haber verilirdi.
Kule; özellikle; 1794 yılında (Sultan III.Selim döneminde) büyük Galata yangını nedeniyle yanar ve Sultan II.Mahmut tarafından, 1832 yılında yeniden yaptırılır. 1894 yılındaki depremde yine zarar görülür.
Kulenin; konik tepesi, 1875 yılında bir fırtınada uçar ve daha sonraki restorasyon sırasında yenilenmez. Bundan sonra kule; 1964 yılına kadar; yangın kontrol istasyonu olarak kullanılır. 1967 yılında ise; turistik hizmete açılama kadar, restorasyon için kapalı bulundurulur. Bu restorasyon sırasında; Osmanlı döneminde yapılan değişiklikler de göz önüne alınarak, Cenevizliler dönemindeki yapıya daha uygun olması için, konik tepe tekrar eklenir.
Kulenin bugünkü ölçülerinin: Ceneviz dönemindekilerle aynı olduğu düşünülmektedir. Kule; Haliç kıyısından 435 m. uzaklıktadır. Denizden ise; 35 m. yüksekliktedir. Yani: Galata Kulesinin yüksekliği: 35 m. dir. Bir tepe üzerinde kuruludur. Yerden çatısının ucuna kadar olan yüksekliği ise: 69.90 m. dir. Yapılan statik hesaplamalara göre, kulenin ağırlığı 10 bin tondur.
İstanbul kategorisine gönderildi
istanbulda gezilecek yerler, Marmara bölgesi tarihi yerleri ile etiketlendi
Yorum bırakın