SÖKE

tatilyerlerimiz.com

Söke şehri XIII. Asrın sonlarında Türkler tarafından kurulmuştur. Kuruluştaki adı AKÇA şehridir. Sonraki asırlarda adı SÖKE olarak değişmiştir.

Tarihi:

Aydın’ın 54 km batısındadır. Ege Denizi’nin tarihi ve doğal güzelliklerle dolu orta kıyı bölgesinin önemli yerleşme merkezlerinden biridir. Büyük Menderes akarsuyunun yakınında kurulmuş olan kent , geniş düzlük halinde alüvyon ovanın kuzey kıyısında yer alır.
İlçe; Kuşadası, Didim, Milet üçlüsünden oluşan yörenin tarım, ticaret, turizm ve sermaye merkezidir. Antik Çağlar’ın Milet, Prien, Didim gibi ünlü kentleri, ilçe yakınındadır.

Daha MÖ’ki çağlarda başlayan bu yerleşme sonucu, yörenin yüksek düzeydeki ekonomi, kültür ve sanat etkinlikleri gelenekselleşerek günümüze kadar sürüp gelmiştir. Bizans egemenliğinin sonlarına doğru, 1300 yıllarında, Aydın Bey’in Türkmen aşiretlerini buraya getirdiği ve Söke’yi bu aşiretlerden birinin başkanı olan Süleyman Şah’ın dedesi adına kurduğu söylenir. 1426′da Menteşe Beyliğinin merkezi olan söke,Osmanlılar döneminde de Menteşe Sancağının merkezi olarak kaldı.18.yy başlarında Siğla Sancak merkeziyken 1868′de Aydın’a bağlandı.Söke, Türkiye’nin en önemli pamuk üretim alanlarından birdir. El sanatları, ormancılık ve balıkçılık da ekonomisinde önemli yer tutar.Ortasından geçen Söke çayının iki yakasına yayılmış olan ilçede çok canlı, renkli ve dinamik bir ticaret yaşamı gözlenir.
1997 yılı nüfus sayımının sonuçlarına göre, Söke merkez nüfusu 62.361, köy nüfusu 62.921, toplam nüfus 125.282′dir.

Coğrafyası:

Söke ilçesi Aydın İline bağlı denize kıyısı olan şirin bir ilçedir.
1990′lı yıllarda yapılan idari taksimattagüneyinde bulunan Yenihisar bölgesi Sökeden ayrılarak “Didim” adılaltında mustakil bir ilçe olmuştur.
Halem, doğusunda Çine, Batısında Kuşadası, güneyinde Didim ve kuzeyinde Germencik ilçeleriyle çevrilidir. Aydın’a 50 Kuşadası’na 23, Didim’e 50 km. uzaklıltadır.
Kent merkezinde rakım 38 metredir. Doğusunda; Beşparmak, Batısında Samsun dağları, Kuzeyinde Gümüş dağları ile çevrilidir.Beşparmak dağı 1200 Samsun dağı ise 1300 metre yüksekliğindedir.
Söke bölgesi Akdeniz iklim kuşağı içerisindedir.Kışın yağışlı, yazları kurak geçer. Nem oranı diğer bölgeler göre yüksektir.
Çam ve makilik dahil her türlü yabancı bitki yanında kültürü yapılan pamuk, bilumum Hububat, Meyve, Sebze, Zeytin, İncir, Üzüm yetiştirilir.

Ekonomi :

Söke Türkiye’nin en önemli pamuk üretim alanlarından biridir. İlçenin ekonomisi, yıllık gayrisafi hasılanın %70′ini sağlayan tarımsal üretim ile tarıma dayalı sanayi malları üretimine dayanmaktadır. Tarıma dayalı 59 adet 9 ayrı üretim dalında faaliyet gösteren sanayi tesisi, 12 ayrı dalda faaliyet gösteren 93 adet tarım ürünleri işleme ve değerlendirme tesisleri ile 6 ayrı konuda faaliyet gösteren 15 adet kooperatif kuruluşu ile yüksek bir potansiyele sahip bulunmaktadır.
Söke ilçesindeki büyük sanayi kuruluşları şunlardır : Söktaş, Batı-Söke çimento sanayi, Mavi Ege (Lee), Söke Değirmencilik, Yüksel seramik A.Ş., Ekenerler Gömlek Fabrikası , 7-16 adet değişik kapasiteli çırçır fabrikası . Kuruluşu tamamlanan organize sanayi bölgesinin faaliyete geçirilmesi ile de Söke’nin ekonomik yönden gelişmesi hızlanacaktır.

Gezilecek yerler:

Priene (Güllübahçe – Söke)

Priene: Sökenin Güllübahçe beldesi yakınındadır. Priene’de Alman Arkeoloji Enstitüsü tarafından kazı ve araştırma çalışmaları yürütülmektedir. Varlığı M.Ö. 2. bin yılına kadar uzanan şehrin ilk kuruluşu hakkındaki bilgilerimiz hâlen varsayımlara dayanmaktadır. Helenistik dönem boyunca şehir Ptolemaic ve Seleucid Krallıklarının ve Pergamum Krallığı’nın yönetimi altına girdi. M.Ö. 133′de Pergamum Kralı II. Attalus’un ölümünden sonra toprakları kendi isteğiyle Roma’ya eklendi ve böylelikle Priene Roma egemenliğine altına girdi. Bizans döneminde şehir piskoposluktu. Bulgular İmparatorluğun çöküşüne kadar yerleşimin devam ettiğini kanıtlamaktadır. Bu dönemin sonunda ise, Priene tamamen terk edilmiştir.
Priene eski şehir plânlamacılığının en güzel örneğidir. Şehir, Miletli mimar Hippodamus tarafından geliştirilen “grid sistemi” ile inşa edilmiştir. (Newyork şehrinin Belediye Binasının girişindeki heykellerden birisi Hippodamus’a aittir ve altında şu ibare yer almaktadır – NEWYORK SEHRİNİN PLANI HAZIRLANIRKEN HİPPODAMUS’UN PRIENE İÇİN YAPTIĞI ŞEHİR PLANI ÖRNEK ALINMIŞTIR- Genellikle 3,5 metre genişlikte olan şehrin yan sokakları arazinin eğimli olması sebebiyle merdivenlidir. Resmi ve halka açık diğer binalar çoğunlukla bir bloğun tamamını kapsamaktadır ve şehir merkezinde yer alır. Bunlar arasında oldukça korunmuş olarak günümüze kadar gelen Athena Tapınağı (M.Ö. 4. yüzyıl), Tiyatro, Agora, Zeus Olympos Tapınağı, Bouleuterion (M.Ö. 150), 2 Gymnasion ve Demeter kutsal alanı bulunmaktadır. Şehrin, biri batıda diğer ikisi doğuda olmak üzere üç kapısı vardır. Priene’nin ana giriş kapısı olan “Doğu Kapısı”, taşlı kaldırımdan yapılmış uzun bir yokuş yoldan sonra ulaşılabilen Tiyatro sokağının kuzey doğusunda yer alır.

Miletus :

Miletus (Milet): Milet, Aydın ili, Söke ilçesi sınırları içerisinde Söke’ye 30 km. uzaklıkta ve Akköy yakınlarındadır.
Milet’te ilk kazılar 1899′da Th. Wiegand tarafından başlatılmış ve 1938′e kadar devam etmiştir. İkinci Dünya Savaşından sonra tekrar başlatılan çalışmalar hâlen kazı ve onarımlarlarla Alman uzmanlar tarafından sürdürülmektedir.
M.Ö. 38′de şehir, Roma imparatorlarının özel ilgisiyle özerkliğini elde etti. Böylece Milet İyon şehirleri arasında metropol düzeyine ulaştı. M.S. 3. yüzyıldan başlayarak, bu parlak dönem yavaş yavaş kötüye gitmeye başladı. Şehir, limanlar alüvyonla doldukça, etrafı bataklığa döndükçe ve sıtma tehlikeli boyutlara ulaştıkça terk edilmeye başlandı. Bizans döneminde, şehrin sınırları oldukça daralmıştı ve binalar tiyatronun çevresinde toplanmıştı. Duvarlar yeniden inşa edildi ve bazı binalar restore edildi. M.S. 6. yüzyılda ilerlemek için yapılan çabalar ise uzun sürmedi.
Milet kuruluşunda bir liman kenti olmakla beraber, Büyük Menderes nehrinin getirdiği alüvyonlarla liman doldurulduğu için bugün denizden içeride bulunmaktadır. Kentte ızgara plân uygulanmış ve yapılar bu plânın öngördüğü biçimde konumlanmışlardır. Kentte bulunan yapılar arasında 15.000 kişilik kapasitesi olan ve son yıllarda onarılmaya başlanan Roma çağı yapısı Tiyatro, M.S. 1. yüzyılda inşa edilmiş Roma Hamamları, ana dini merkez olan Delphinion, Kuzey Agora, M.S. 1. yüzyıla ait Ionik Stoa, Capito hamamları, Gymnasium, 2. yüzyılda inşa edilen Bouleterion, 164×196 m. boyutlarındaki Güney Agora, M.S. 2. yüzyılda yapılan Faustina Hamamı önem kazanır.

Magnesia:

Magnesia ad Meandrum, Aydın İli, Germencik İlçesi Ortaklar Bucağına bağlı Tekin Köy sınırları içinde Ortaklar-Söke karayolu üzerinde yer almaktadır. Kent, kuruluşunun anlatıldığı efsaneye ve antik kaynaklara göre Thessalia’dan gelen ve Magnetler olarak isimlendirilen bir kavim tarafından kurulmuştur. Apollon’un kehaneti ve lider Leukippos’un öncülüğünde o dönemde bir koy olan bugünkü Bafa Gölü kıyısında karaya çıkan Magnetlerin kurdukları ilk Magnesia’nın yeri kesin olarak bilinmemekle birlikte, Menderes Nehri kenarında olduğunu antik kaynaklardan öğrenmekteyiz. Menderes’in sürekli yatak değiştirip taşması sonucu oluşan salgın hastalıklar ve Perslere karşı daha emin bir kent kurma zorunda kalmaları nedeniyle Magnetler, İ.Ö. 400 yıllarında kenti bugünkü yerinde, Gümüşçay’ın yanında yeniden kurmuşlardır. Hellenistik Dönemde önce Seleukos, ardından Bergama Krallığı’nın hakimiyetine giren Magnesia, Roma Döneminde önemini korumuş, Bizans Döneminde piskoposluk merkezi olmuştur. Magnesia, bir kent suru ile çevrili, yaklaşık 1.5 km. çapında bir alanı kapsayan, ızgara planlı cadde ve sokak sistemine sahip bir kentti ve Priene, Ephesos, Tralleis üçgeni arasında ticari ve stratejik açıdan önemli bir konuma gelmişti. Magnesia antik kenti fazla yıkım ve tahribata uğramamıştır. Bunda nehir taşmalarının ve Gümüş Dağı’ndan inen yağmur sularının getirdiği mil tabakasının kenti örtmesinin de payı yüksektir. Magnesia’da ilk kazılar kısa süreli bazı araştırmalardan sonra 1891 yılında Berlin Müzesi adına Carl Humann tarafından yapılmıştır. 21 ay süren bu kazılarda tiyatro, Artemis tapınağı ve sunağı, agora, Zeus tapınağı ve prytaneion kısmen ya da tamamen ortaya çıkarılmıştır.
Magnesia’da bulunan eserler Paris, Berlin ve İstanbul müzelerinde sergilenmektedir. 1893 yılında sona eren kazılardan yaklaşık 100 yıl sonra, yavaş yavaş ortadan kaybolmakta olan Magnesia’da kazılara 1984 yılında Kültür Bakanlığı ve Ankara Üniversitesi adına yeniden başlanmıştır. Magnesia’nın zamanımızdaki ünü antik dönem mimarı Hermogenes’ten kaynaklanmaktadır. Antik Dönem yazarı mimar Vitruvius’a göre Hermogenes oktagonal pseudodipteros tapınak planını uygulayan ilk mimardır. Vitruvius, Hermogenes’in baş yapıtının Magnesia’daki Artemis Leukophryene tapınağı olduğunu söyler. Hermogenes’in tapınağı, Arkaik Döneme (İ.Ö. 6 yy.) ait olan Artemis tapınağının kalıntıları üzerine Hellenistik Dönemde (İ.Ö. 3/2 yy.) inşa edilmiştir. Tapınak, İon düzeninde 8 x 15 sütunlu olup 67.50 x 40 metreyi bulan boyutlarıyla Anadolu’nun 4. büyük tapınağıdır. Tapınağın önünde “U” formlu planıyla Bergama Zeus sunağına öncülük eden bir sunak bulunmaktaydı. Sunak, yüksekliği iki insan boyuna ulaşan kabartma ve heykellerle bezenmişti. Magnesia’daki diğer önemli bir yapı ise bugün toprak altında kalmış olan tiyatrodur. Magnesia tiyatrosu (İ.Ö. 2 yy. sonu), Vitruvius’un verdiği genel tiyatro planına en fazla uyan ender örneklerden biridir. 100 yıl önceki kazılardan sonra yeniden toprakla örtülen diğer yapıların başında yine Hermogenes’in yaptığı varsayılan agora ve Zeus tapınağı gelmektedir. 26.000 m² lik boyutu ile döneminin en büyük çarşıları arasında yer alan agoradaki Zeus tapınağının cephesi bugün Berlin Bergama Müzesi’nde sergilenmektedir. Magnesia’da bugün görülebilen diğer yapılar Roma İmparatorluk dönemi ve daha sonralarına aittir. Spor ağırlıklı bir eğitim merkezi olan gymnasion, Milet’teki Faustina hamamının küçük bir kopyası olan hamam, tiyatro ile Artemision arasında yer alan odeion, 25.000 kişilik stadion, su yolu theatron olarak adlandırılan, tiyatro planlı bitmemiş bir yapı, çarşı bazilikası, niteliği henüz bilinmeyen bir Bizans yapısı ve Artemision’u da çevreleyen Bizans suru Magnesia’da bilinen diğer yapılardır. 15. yüzyıla ait enine planlı Çerkez Musa Camii ise örenyerinin tek İslâmî yapısıdır. Yabancı ekiplerin büyük olanaklarla çalıştıkları Ephesos, Milletos, Aphrodisias ve Hierapolis gibi ünlü antik kentlerimiz arasında, onlardan hiç de aşağı kalmayan ün ve öneme sahip bu ören yerimizi gezin, görün, tanıyın, tanıtın.

İlyas Ağa Camii: (Koca Camii)

İlçenin merkezindedir. Yapım tarihi belli olmayan cami, çok yıkık bir durumdayken 1821′de Söke Mütesselimi İlyaszade İlyas Ağa tarafından onartılmıştır. Barok üslup tabir camidir. Kesme taş arasında tuğla sıralarının yer aldığı beden duvarları üç kademe biçiminde yükselir. Kare planlı caminin üstünü tuğla sıralarının yer aldığı beden duvarları üç kademe biçiminde yükselir. Kare planlı caminin üstünü örten kubbenin yüksek kasnakla birleştiği yerde dikey üç sıra tuğladan dalgalı saçak hattı görülür.

 

 

Söke görüntüleri:

Bu yazı Aydın kategorisine gönderilmiş ve , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>