Etiket arşivi: İç Anadolu bölgesi tarihi yerleri

Ankara Hacı Bayram Veli Cami

Adındanda bahsedildiği gibi ünlü düşünürlerden Hacı Bayram Veli’ye aittir. Yattığı yerde buradadır. O yüzden onun adına yapılmıştır. Ünlü düşünür Tanrı’ya inanan kişilerdendir.

Hacı Bayram veli Câmii, Ankara’nın Ulus semtinde bulunur Augustus (Ogüst) Tapınağı’nın bitişiğindedir. İlk yapılış tarihi hicri 831 yılı (1427/1428) olan caminin ilk mimarı hakkında kaynaklarda bilgi bulunmamaktadır. Günümüzdeki mimari yapısı 17. ve 18. yüzyıl camilerinin karakterlerini taşımaktadır. Uzunlamasına dikdörtgen bir plana sahip yapı, taş kaideli, tuğla duvarlı ve kiremit çatılıdır. Camii ahşap ve ahşap üzerine kalemişi süslemeleri, çini süslemeleri bakımından da oldukça zengin bir yapıdır. Cami içindeki ahşaplar üzerinde Nakkaş Mustafa’ya ait boyama nakışlar vardır. Caminin Güneydoğu duvarında iki şerefeli bir minare bulunmaktadır. Bu minare kare planlı taş kaideli, silindirik tuğla gövdelidir. Caminin mihrap duvarına bitişik olan Hacı Bayram Türbesi 1429 yılında yapılmıştır. Türbe kare planlı, sekizgen tamburlu ve üzeri kurşun kubbe ile örtülüdür. Yine caminin bahçesinde 18. yüzyıla ait Osman Fazıl Paşa Türbesi bulunmaktadır. Cami 1714 yılında Hacı Bayram Veli’nin torunlarından Mehmet Baba tarafından tamir edilmiştir. 1940 yılında da Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restore edilmiştir.
Hacı Bayram Veli (1352-1429)
Türk, mutasavvıf. Bayramilik Tarikatını kurmuş, Tanrı’nın insan gönlünde görünüş alanına çıktığı inancını savunmuştur.
Gerçek adı Numan olan Hacı Bayram Veli, Ankara yakınlarında Solfasol köyünde doğdu, Ankara da, bugün Hacı Bayram Camii’nin bulunduğu yerde öldü. Babası, tarımla geçinen Koyunluca Ahmed’dir. Numan, bir süre babasının tarlasında çalıştı.;okumaya olan eğilimini sezen babası, onu Ankara’da Karamedrese’ye verdi. Numan orayı bitirince, bilgisini arttırmak amacıyla, Bursa’ya gitti, orada da bir süne öğrenim gördükten sonra Ankara’ya döndü. Önceleri Halveti ve Nakşıbendi tarikatlarından esinlendi, kısa süre içinde konuşmalarının etkisi, bilgisinin genişliğiyle ün sağladı. Ününü duyan Şeyh Hamidüddin, onu Kayseri’ye çağırdı. Numan Kayseri’ye gidip bir süre Şeyh’in yanında kaldı. Kurban Bayramı’nda geçen bu olay nedeniyle Şeyh ona “Bayram” adını verdi. Bir süre sonra Şeyh ile hacca gidince Hacı Bayram, Kayseri’de Şeyh Hamidüddin’den tarikat geleneğine göre “ışık” denen gerekli bilgiyi aldıktan sonra kendini tasavvufa verdi, sonradan Bayramilik adıyla bilinen tarikatın ilk öğelerini oluşturdu. Çevresinde toplananların çoğalması, tasavvuflal ilgili düşüncelerinin şeriatla bağdaşmaması üzerine, kendisine kuşkulu, sakıncalı bir kimse diye bakıldı. Durumu öğrenen Sultan II. Murad, onu Edirne’ye getirtti., bilgisinin derinliği, yüreğinin arınmışlığı karşısında duygulanınca söylenenlere inanmadı, onu Ankara’da Karamedrese’ye, sonra Bursa Medresesi’ne Müderris olarak atandı. Hacı Bayram Şeyh Hamidüddin’in ölümünden sonra, müderrisliği bıraktı, yaşamını tekkesinde, çevresinde toplananları yetirtirmekle geçirdi. Düşüncelerini içeren Öztürkçe şiirler yazdı.
Hacı Bayram Veli’nin tasavvufla ilgili görüşleri, kendinden sonra gelenlerce belli bir inanç düzeni olarak benimsenen Bayramilik’te son biçimini almıştır. Varlık birliği anlayışına dayanan, insanla, Tanrı’yı birbirine yaklaştırma amacına güden Bayramilik’in uyulması gereken kesin ilkeleri “zikr” denen töreni oluşturur. Bayramilik’e göre bir anış, Tanrı’ya ulaşmak için kendini olgunlaştırma eğitimi olan bu tören açık ve gizli ya da sesli ve sessiz olmak üzere iki türlüdür. Törene katılacak dervişler, bir daire oluşturacak biçimde diz çökerek otururlar. Sonra şeyhin yönetimi altında Tanrı adları yüksek sesle anılır. Hangi adların anılacağını şeyh saptar. Bu törende dervişler gözlerini yumarlar. Bu da Tanrı’dan başka bir varlık görmemek kendini tanrıya vermek anlamına gelir.
Hacı Bayram Veli’nin geliştirdiği inanca göre temel varlık Tanrı’dır. Tanrı bütün evreni kaplamıştır, tektir, önsüz-sonsuzdur, yaratıcıdır. Kendini tasavvufa veren bir kimsenin uyması, bağlanması gereken üç ilke vardır:
A) Bütün işlerin, eylemlerin kaynağı Tanrı’dır, İnsan bir araç durumundadır. İnsan istenci tanrısal istencin bir bölümü niteliğindedir.
B) Tanrı bütün varlıklarda görünür, gerçekte varolmak Tanrı’nın görünmesidir;
C) Bütün nitelikler (sıfatlar) birer tanrısal görünüştür. Hacı Bayram Veli, bu üç ilkeyi tevhid-i ef’al (eylemlerin birliği) tevhid-i sıfat (nitelikler birliği), öz birliği kavramlarıyla açıklar. Tasavvufta varlık birliği olarak nitelenen bu inanca göre düşünen Tanrı’dır; yaratan ve eylemde bulunan Tanrı’dır.
Hacı Bayram Veli,kişinin içine kapanarak bütün geçici varlıklardan yüz çevirerek derin düşünceye dalmasıyla Tanrıyı bir ışık olarak gönlünde görebileceği kanısındadır. Ona göre insan gönlünde, karşılıklı,iki yay vardır. Bu yaylardan biri gönülden dışarı taşmayı, evrene açılmayı, evrende görünen tanrısal varlığı kavramayı sağlar. Gerçekte gönül bütün biçimler içinde en olgunu olan bu dairedir. Kişinin gönlünde tanrısal varlığı görebilmesi için cezbe, muhabbet, sırr-ı ilahi denen üç ilke daha vardır. Bunlardan birincisi bütün varlıklardan yüz çevirip Tanrıya yönelme, aşırı bin kıvanca kapılma anlamına gelir. İkincisi Tanrı’dan başka bir varlığı sevmeme, Tanrı’nın ancak sevgiyle bilinebileceğine inanmaktır. Üçüncüsü de tanrısal gizeme varmadır. Bu ilkeleri uyguladıktan sonra son aşama Tanrı’ya varma gelir. Bunun da üç kuralı vardır.
a) Bütün eylemleri yok sayarak yalnız tanrıyı düşünmek, bütün eylemlerde tanrıdan başka bir varlık olmadığına inanmak.
b) Bütün niteliklerin Tanrıdan geldiğini kavramak, Tanrı dışında bir niteliğin bulunamayacağı kanısına ulaşmak.
c) Tanrı özünden başka bir öz bulunmadığı sonucuna vararak kendi varlığının yokluk olduğunu bilmek.
Hacı Bayram Veliye göre tek gerçek olan Tanrı’ya ulaşmak, onu gönülde bir ışık olarak görmekle sağlanabilir. Bu da olgunluğun en üst aşamasına çıkmış kişi için söz konusudur. Bunlar bilginin öğeleri durumundadır. Varlık birliği denen bütünü oluşturur.
Bayramilik’teki bütün düşünce ve inanç öğeleri yeni değildir. Tanrı’nın bir ışık olarak görünüş alanına çıkışı, bütün varlık türlerinin Tanrı’sal bir yansıma sayılışı akımdan kaynaklanır. Dairenin en olgun biçim diye anlaşılması da Pythagoras ile Aristoteles öğretilerinden beslenen bir görüştür. Aristoteles açık örneğidir. Sağ, sol, ön, arka ,üst, alt gibi altı yönü bir felsefe sorunu durumuna getiren Aristoteles’tir. Hacı Bayram Veli, felsefeden kaynaklanan bu inanç öğelerini doğrudan doğruya inceleyerek değil tasavvuf geleneğiyle öğrenmiştir. Onun kurduğu Bayramilik’ten Şemsiye ve Melâmiye adlı iki tarikat doğmuş, bu ikisinden de türlü kollar türetmiş, düşüncelerinin etkisi Anadolu’da büyük olmuştur.

Ankara kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Konya Mağaraları

Konya mağaraları eski tarihlere ait tarihi kalıntılardır. Bu konuda ise Konya’nın mağaralarının özelliklerinden hangi döneme ait olduklarından ve yüzölçümlerinden bahsedilmektedir.

Konya kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

KONYA MÜZELERİ – ÖRENYERLERİ

Bu konumuzda Konya’nın ören yerlerinden ve değerli müzelerinden bahsedilmektedir. Sizde okuyacak olursanız Konya tarihi eser bakımından zenginliğe sahiptir. Bir çok gezilecek görülecek yerleri vardır. Buna en güzel örnekler ise müzeleri ve örenyerleridir.

Mevlana Müzesi :

Konya kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Çatalhöyük Tarihi Yer

Tarihi kalıntılardan biriside Çatalhöyüktür.Konya ilimize ait bu tarihi kalıntı kültür ve turizm bakımından zengin yerdir.Sizde tarihi yer görmek isterseniz gelin buraya derim.

Konya kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Karatay Medresesi

Çok eski çağlardan kalma tarihi eserlerimizden biridir.Osmanlılar döneminden bu tarafa eser tarihi kalıntılarını korumaktadır.

Medrese Karatay İlçesi, Ferhuniye Mahallesi, Adliye Bulvarında Alaaddin Tepesi’nin kuzeyinde yer almaktadır.
Karatay Medresesi, II.Sultan İzzeddin Keykavus Devrinde, Emir Celaleddin Karatay tarafından, 649, H. (1251 M.) yılında yaptırılmıştır. Mimarı bilinmemektedir. Osmanlı Devrinde de kullanılan medrese XIX. yy.ın sonlarında terk edilmiştir.
Medrese Selçuklular Devrinde hadis ve tefsir ilimleri okutulmak üzere “Kapalı Medrese” tipinde Sille taşından inşa edilmiştir. Tek katlıdır. Giriş doğudan gök ve beyaz mermerden yapılmış kapı ile sağlanmaktadır. Kapı Selçuklu Devri taş işçiliğinin şaheser bir örneğidir. Yazı ve desenlerle süslenmiştir. Kapının üzerinde medresenin yapımı ile ilgili kitabeler yer almaktadır. Kapının diğer yüzeylerine seçme ayet ve hadisler kabartma olarak işlenmiştir.
Kapıdan, evvelce kubbe ile örtülü (şimdi üzeri açık) bir avluya, buradan da bir kapı ile medreseye girilir. Medrese salonunun üzeri, merkezinde fener bulunan ve mozaik çinilerle kaplı kubbe ile örtülüdür. Kubbe kasnağında, duvarların üst kısımlarındaki bordürlerde ve hücre kapıları üzerindeki panoda ayetler yazılıdır. Binanın batı yönünde bulunan beşik tonozlu eyvanın kemerinde besmele ve Ayet-el Kursi yer almaktadır. Kubbeye geçiş elemanı olan üçgenlerde ise Muhammed, İsa, Musa ve Davud Peygamberlerin isimleri ile dört halifenin (Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali)’nin isimlerine yer verilmiştir. Eyvanın solundaki kubbeli hücre Celaleddin Karatay’ın türbesidir.
Medrese duvarlarındaki mozaik çinilerin büyük bir kısmı dökülmüştür. Çinilerde kullanılan renkler, turkuvaz (firuze), lacivert ve siyahtır.
Anadolu Selçuklu Devri çini işçiliğinde önemli yeri bulunan Karatay Medresesi 1955 yılında “Çini Eserler Müzesi” olarak ziyarete açılmıştır.
Sergilenen eserler Anadolu, Selçuklu ve Osmanlı dönemine aittir. Celaleddin Karatay Türbesinin bulunduğu hücrede ve güneydeki öğrenci hücrelerinde Kubad-Abad Sarayı çinileri, I.Alaaddin Keykubat’ın emri ile yaptırılan Kubad-Abad Sarayı İbrahim Hakkı Konyalı ve Prof. Dr. Osman Turan’ın Beyşehir civarında olması gerektiğini işaret etmelerinden sonra 1949 yılında Konya Müze Müdürü Zeki Oral tarafından Kubad-Abad’ın yeri bulunmuştur. 1952′de Zeki Oral, 1965-1966′da Katharina Ottodorn’un ve 1967′de Mehmet Önder’in sondaj ve kazı çalışmaları ardından uzun süre kendi kaderine terk edilen Kubad-Abad 1980 yılından itibaren Prof. Dr. Rüçhan Arık tarafından yeniden ele alınarak sistemli kazılara başlanmıştır.), alçı süsleri, çini tabaklar, kandiller ve sırsız seramikler sergilenmektedir. Kubad-Abad Sarayı çinileri haç, yarım haç, sekiz köşeli yıldız ve kare şeklinde olup, lüster ve sıraltı tekniği ile yapılmıştır. Eyvanda Selçuklu Dönemine ait çini kalıntıları, Selçuklu ve Osmanlı dönemine ait seramikler teşhir edilmektedir. Kubbeli salonda Selçuklu dönemine ait cam tabak, çini parçaları, Beyşehir Eşrefoğlu Camiine ait tavan göbekleri ve Osmanlı dönemine ait seramikler bulunmaktadır

Konya kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum bırakın
Sayfa: 1 2 3 İleri